BU NE SORUMSUZLUK!!!

  • ‘BU NE SORUMSUZLUK !’

    9 yaşında olan Arda’ya babası işte tam da bu şekilde bağırıyordu: ‘bu ne sorumsuzluk!’ Arda, çoğu zaman olduğu gibi yine su matarasını okulda unutmuştu. Geçen gün de montunu serviste unutmuştu. Geçe hafta bir gün hem turuncu su matarasını kaybetmiş hem de ödev defterini okulda unutmuştu. Babası her defasında ‘neler oluyor sana anlamıyorum. 3. Sınıfa başlayıncaya kadar her şey yolundaydı, sorumluluk sahibi bir çocuktun. Son bir yıldır yatağını bile toplamıyorsun!’ Bu serzenişler karşısında Arda’nın yüzünde sadece kocaman bir ‘şaşkınlık’ ifadesi beliriyordu, ‘iyi de tüm bu şeyleri zaten daha önce de ben yapmıyordum ki’ dercesine…

    İşler neden karmaşık bir hale gelmişti?

    Çünkü Arda’nın annesi Mine Hanım, Arda doğduğunda çalışmaya ara vermiş; Arda’nın elleri, gözleri, bacakları, kolları hatta beyni olmuştu. Ardanın kahvaltısını yediriyor, beslenmesini hazırlıyor, çantasını düzenliyor, ödevlerini yapmasına yardım ediyor, ellerini yıkaması için sabunu sıkıyor, ayakkabılarını giydiriyor ve bağlıyor, üşüyordur diye teneffüs saatinde okula gidip hırkasını giydiriyor… Mine Hanım, geçen senenin başlarında işiyle ilgili çok iyi bir teklif almış ve yoğun bir iş yaşamına geri dönmüştü…

    Kişilik yapısının temellerinin atıldığı okul öncesi dönemde ‘sorumluluk bilinci’nin oluşması, çocuğun, ilerleyen yıllarda sağlıklı ve kendine güvenen bir birey olmasını sağlayacaktır. Çocuklarımızın yaş evrelerine uygun bir şekilde kendi işlerini kendilerinin yapabilmesi için onlara görevler vermeliyiz. Ayrıca bizler de sorumluluklarımızı yerine getirerek onlara model olmalıyız.

    Bazen farkında olmadan çocuklarımıza ‘sen yapamazsın, sen küçüksün, hatta sen beceriksizsin’ mesajları veririz. Nasıl mı? Pijamasını giymeye çalışan çocuğun henüz ilk girişiminde hemen elinden alıp giydirerek ona ‘bak gördün mü sen giyemedin, ben giydirdim’ duygusunu yaşatırız. Ya da sürahiden su doldurmaya çabalayan çocuğumuzu görüp; ‘kırılır, ıslanır, zarar görür’ duygularıyla jet hızıyla yanına gidip ‘ah sen su mu istedin, ben sana su veririm’ diyerek ona ‘sen beceriksizsin, yapamazsın’ mesajını veririz. Bunun yanında çocuklarımızın dili olmayı hedefleyerek komşu teyzenin ‘poğaça yer misin?’ sorusuna ‘biz peynirli poğaça hiç sevmeyiz, keşke yesek…’ diye cevap vererek çocuğa ‘sen bir birey değilsin, senin tercihlerini ben belirlerim’ mesajı vermiş oluruz.

    Yürüyebilen çocuklarımızı kucağımızda taşımak, yemek yiyebilen çocuklarımıza yemek yedirmek, ayakkabılarını giyebilen çocuklarımızın ayakkabılarını giydirmek ve sıralayabileceğimiz ‘başlangıçta masumane’ çok sayıda hareket, sonraki evrelerde çocuklarımızın özgüvensiz, yetersiz ve mutsuz yetişkinler olmalarına neden olacaktır.

    Çocuklar deneyerek, tekrar tekrar deneyerek ve sorumluluk alarak başarılı olurlar. Lütfen onlara fırsat verelim.

Yorumlar

  • senem izmirli
    senem izmirli Anne ne kadar toplayıcı değilmi her evde
    15 Ara