ÇOCUĞUN ŞİDDETTEN KORUNMASI

  • Çocuğa yönelik şiddet

    Sosyal medyada son birkaç gündür; Ali Emir bebeğin bir hastanede ihmal ve yanlış tedavi sonucu ölmesi, Emine Bulut’un küçücük kızının gözü önünde babası tarafından öldürülmesi, İstanbul’da bir hırsızın çocuğunun gözü önünde annesini bıçaklayarak yaralaması ve bir çok bu türden olaylar gündem konusu olmuştur.

    Son yıllarda kadına yönelik şiddet olaylarının aşırı derecede artması, insanların birbirine tahammül sınırının olmaması, ölümlerin artması, hepimizi bir noktada etkilemektedir. Bu olayların özünde kadına ve çocuğa şiddet yer almaktadır. Hepimizi derinden sarsan da budur.

    Bir çocuğun ihmal edilmesi ve bu ihmalin ölümle sonuçlanması, ceza hukuku anlamında suç teşkil etmekte olup, çocuğa uygulanan yanlış tedavi de ona işkence edildiği anlamını da taşımaktadır.

    Çocuğa şiddet sadece onun vücut bütünlüğüne karşı gerçekleşmemektedir. Onun psikolojisini etkileyen her olay da çocuğa yönelik bir şiddettir. Hayatın bir anındaki şiddet çocuğun mağduriyetine sebep olup, bu durum onun tüm hayatını etkileyebilmektedir.

    Çocuğun mağdur olarak sayılması için, şiddetten doğrudan etkilenmesi gerekmemektedir, ev içerisinde gerçekleşen şiddete tanık olmak da, çocuğun mağdur kabul edil­mesi için yeterlidir. Anne babalar veya diğer aile üyelerinin karıştıkları fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddete ve istismara tanık olmak, çocuklar üzerinde ciddi etkiler yaratmaktadır. Bu tanıklık, korku yaratmakta, travmaya neden olmakta ve çocuk gelişimini de olumsuz etkilemektedir.

    Aslen bu husus Türkiye’nin de taraf olduğu İstanbul Sözleşme’sinde düzenlenmiş olup, gerekli önlemlerin alınması da bu kapsamda devlete yüklenilen bir görevdir.

    Toplumsal şiddeti engelleme ve önleme anlamında asli görev devlete ait olsa da, ev içi şiddetin önlenmesinde asıl sorumluluk anne-babaya düşmektedir. Çocuğunu dayakla terbiye etmeyi öğrenmiş ve bunu uygulamayı vazife edinmiş aileler de, ne yazık ki mevcuttur. Ebeveynler, öncelikle “Dayak cennetten çıkmadır” düşüncesinden arınmalı, biraz araştırma yaparak, çocuğun gelişimi için neler yapılması gerektiğini öğrenmeli ve uygulamalıdır.

    Çocuğun fiziksel şiddeti dışında, çocuğa bağırmak, çağırmak, öfkelenmek ve bu duygu durum hallerinin sürekli olmasının da onları etkileyeceği unutulmamalıdır. Ayrıca ebeveynler çocukların yanında mümkün mertebe tartışmamalı, çocuklarının gelişimini yanlış yönlendirecek söylemlerde bulunmamalıdır. Anne ve babalar, çocukların ezilmemesi için de  önce kendi aralarındaki tartışmayı sona erdirmelidir.

    Konu itibariyle velayet hakkına ilişkin hükümler

    Anne ve babalar, Türk Medeni Kanunu uyarınca, çocuk üzerinde “velayet hakkı” sahibi olup, bu hakkını kullanırken de bir sınırlamaya tabi tutulmuştur. Öncelikle velayetin bakım gözetim, sevgi anlamlarına geldiği unutulmamalıdır. “Anne, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler.” “Ailenin huzuru”, kavramı Türk Medeni Kanunu’nda özellikle yer alan bir ifade olup, bu kapsamda aile içi her türlü şiddetin bertaraf edilmesi gerekmektedir.

    Yine anne ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları almak ve uygulamak zorundadır. Olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanıyıp; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutmalıdır. Anne ve baba, çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlamak ve korumakla yükümlüdür.

    Çocuğa ilişkin düzenlemeler kapsamında alınabilecek tedbirler

    Medeni Kanun’un yanı sıra 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da da şiddete uğrayan ya da uğrama tehlikesi bulunan çocukların (kadınların ve diğer kişilerin) korunması ve şiddetin önlenmesine ilişkin özel düzenlemeler yer almaktadır.

    Aynı şekilde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda da koruyucu ve önleyici tedbirler öngörülmüştür.

    Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hakim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alacaktır.

    Anne ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi, çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması halinde velayet anne ve babadan birinden ya da her ikisinden de alınabilir.

    Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hakim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir.

    Ancak öncelikli olan çocuğun kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında mümkünse koruyucu ve destekleyici tedbirler almaktır.

    İhmali bir davranışın, şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı halinde, herkesin bu durumu ihbar etme hak ve yükümlülüğünün bulunduğu da unutulmamalıdır.

     

     

Yorumlar

  • Hasan Sezer
    Hasan Sezer Ne çocuğa ne kadına ne de hayvana şiddet, kabul edilemez.
    11 Eylül 2019 -
  • Hakan Polat
    Hakan Polat Şiddete hayır diyelim erkekler olarak da.
    19 Eylül 2019 -
  • Gül Gül
    Gül Gül Yazılarınızı takipteyim, teşekkürler.
    19 Eylül 2019 -
  • Dilek Tenekeci
    Dilek Tenekeci Aile çok önemli. Bu günün çocukları, yarının anne babaları. İyi yetişen, iyi aile kurar. İyi insanlar olup, ailemizle ilgili kararları, başkalarına bırakmayalım.
    19 Eylül 2019 -